Tertil › Sureler › Zâriyât Suresiالذاريات
Zâriyât Suresi: Arapça, Okunuşu ve Meali 51. sure 60 ayet Adh-Dhariyat Mushaf sayfa 520 26. cüz
Zâriyât Suresi'nin 60 ayetini Arapça aslı, Türkçe okunuşu ve Diyanet İşleri meali ile okuyun. Diğer meallerle karşılaştırmak için okuma ekranını kullanabilirsiniz.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا
Okunuşu veẕẕâriyâti ẕervâ.
Diyanet İşleri Meali Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًا
Okunuşu felḥâmilâti viḳrâ.
Diyanet İşleri Meali Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًا
Okunuşu felcâriyâti yüsrâ.
Diyanet İşleri Meali Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
فَالْمُقَسِّمَاتِ أَمْرًا
Okunuşu felmüḳassimâti emrâ.
Diyanet İşleri Meali Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ
Okunuşu innemâ tû`adûne leṣâdiḳ.
Diyanet İşleri Meali Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
وَإِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ
Okunuşu veinne-ddîne levâḳi`.
Diyanet İşleri Meali Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْحُبُكِ
Okunuşu vessemâi ẕâti-lḥubük.
Diyanet İşleri Meali İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
إِنَّكُمْ لَفِي قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ
Okunuşu inneküm lefî ḳavlim muḫtelif.
Diyanet İşleri Meali İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
Okunuşu yü'fekü `anhü men üfik.
Diyanet İşleri Meali Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.
قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ
Diyanet İşleri Meali Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
الَّذِينَ هُمْ فِي غَمْرَةٍ سَاهُونَ
Okunuşu elleẕîne hüm fî gamratin sâhûn.
Diyanet İşleri Meali Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
يَسْأَلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ الدِّينِ
Okunuşu yes'elûne eyyâne yevmü-ddîn.
Diyanet İşleri Meali İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar.
يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ
Okunuşu yevme hüm `ale-nnâri yüftenûn.
Diyanet İşleri Meali O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür.
ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هَـٰذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ
Okunuşu ẕûḳû fitneteküm. hâẕe-lleẕî küntüm bihî testa`cilûn.
Diyanet İşleri Meali Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir.
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Okunuşu inne-lmütteḳîne fî cennâtiv ve`uyûn.
Diyanet İşleri Meali Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
آخِذِينَ مَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ
Okunuşu âḫiẕîne mâ âtâhüm rabbühüm. innehüm kânû ḳable ẕâlike muḥsinîn.
Diyanet İşleri Meali Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
كَانُوا قَلِيلًا مِّنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
Okunuşu kânû ḳalîlem mine-lleyli mâ yehce`ûn.
Diyanet İşleri Meali Onlar, geceleri az uyuyanlardı.
وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
Okunuşu vebil'esḥâri hüm yestagfirûn.
Diyanet İşleri Meali Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
Okunuşu vefî emvâlihim ḥaḳḳul lissâili velmaḥrûm.
Diyanet İşleri Meali Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.
وَفِي الْأَرْضِ آيَاتٌ لِّلْمُوقِنِينَ
Okunuşu vefi-l'arḍi âyâtül lilmûḳinîn.
Diyanet İşleri Meali Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
وَفِي أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
Okunuşu vefî enfüsiküm. efelâ tübṣirûn.
Diyanet İşleri Meali Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
وَفِي السَّمَاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
Okunuşu vefi-ssemâi rizḳuküm vemâ tû`adûn.
Diyanet İşleri Meali Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir.
فَوَرَبِّ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَا أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ
Okunuşu feverabbi-ssemâi vel'arḍi innehû leḥaḳḳum miŝle mâ enneküm tenṭiḳûn.
Diyanet İşleri Meali Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.
هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ
Okunuşu hel etâke ḥadîŝü ḍayfi ibrâhîme-lmükramîn.
Diyanet İşleri Meali İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?
إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا ۖ قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
Okunuşu iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle selâm. ḳavmüm münkerûn.
Diyanet İşleri Meali Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.
فَرَاغَ إِلَىٰ أَهْلِهِ فَجَاءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ
Okunuşu ferâga ilâ ehlihî fecâe bi`iclin semîn.
Diyanet İşleri Meali Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
فَقَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
Okunuşu feḳarrabehû ileyhim ḳâle elâ te'külûn.
Diyanet İşleri Meali Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً ۖ قَالُوا لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ
Okunuşu feevcese minhüm ḫîfeh. ḳâlû lâ teḫaf. vebeşşerûhü bigulâmin `alîm.
Diyanet İşleri Meali (Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.
فَأَقْبَلَتِ امْرَأَتُهُ فِي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ
Okunuşu feaḳbeleti-mraetühû fî ṣarratin feṣakket vechehâ veḳâlet `acûzün `aḳîm.
Diyanet İşleri Meali Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi.
قَالُوا كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُ هُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ
Okunuşu ḳâlû keẕâliki ḳâle rabbük. innehû hüve-lḥakîmü-l`alîm.
Diyanet İşleri Meali Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler.
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
Okunuşu ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.
Diyanet İşleri Meali İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ
Okunuşu ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.
Diyanet İşleri Meali Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ
Okunuşu linürsile `aleyhim ḥicâratem min ṭîn.
Diyanet İşleri Meali Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ
Okunuşu müsevvemeten `inde rabbike lilmüsrifîn.
Diyanet İşleri Meali Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
Okunuşu feaḫracnâ men kâne fîhâ mine-lmü'minîn.
Diyanet İşleri Meali Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.
فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ الْمُسْلِمِينَ
Okunuşu femâ vecednâ fîhâ gayra beytim mine-lmüslimîn.
Diyanet İşleri Meali Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.
وَتَرَكْنَا فِيهَا آيَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْأَلِيمَ
Okunuşu veteraknâ fîhâ âyetel lilleẕîne yeḫâfûne-l`aẕâbe-l'elîm.
Diyanet İşleri Meali Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.
وَفِي مُوسَىٰ إِذْ أَرْسَلْنَاهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُّبِينٍ
Okunuşu vefî mûsâ iẕ erselnâhü ilâ fir`avne bisülṭânim mübîn.
Diyanet İşleri Meali Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.
فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِ وَقَالَ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
Okunuşu fetevellâ biruknihî veḳâle sâḥirun ev mecnûn.
Diyanet İşleri Meali Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.
فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ
Okunuşu feeḫaẕnâhü vecünûdehû fenebeẕnâhüm fi-lyemmi vehüve mülîm.
Diyanet İşleri Meali Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.
وَفِي عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرِّيحَ الْعَقِيمَ
Okunuşu vefî `âdin iẕ erselnâ `aleyhimü-rrîḥa-l`aḳîm.
Diyanet İşleri Meali Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
مَا تَذَرُ مِن شَيْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّمِيمِ
Okunuşu mâ teẕeru min şey'in etet `aleyhi illâ ce`alethü kelramîm.
Diyanet İşleri Meali Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
وَفِي ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتَّىٰ حِينٍ
Okunuşu vefî ŝemûde iẕ ḳîle lehüm temette`û ḥattâ ḥîn.
Diyanet İşleri Meali Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.
فَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ
Okunuşu fe`atev `an emri rabbihim feeḫaẕethümu-ṣṣâ`iḳatü vehüm yenżurûn.
Diyanet İşleri Meali Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.
فَمَا اسْتَطَاعُوا مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنتَصِرِينَ
Okunuşu feme-steṭâ`û min ḳiyâmiv vemâ kânû münteṣirîn.
Diyanet İşleri Meali Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.
وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
Okunuşu veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.
Diyanet İşleri Meali Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.
وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
Okunuşu vessemâe beneynâhâ bieydiv veinnâ lemûsi`ûn.
Diyanet İşleri Meali Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.
وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ
Okunuşu vel'arḍa feraşnâhâ feni`me-lmâhidûn.
Diyanet İşleri Meali Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!
وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Okunuşu vemin külli şey'in ḫalaḳnâ zevceyni le`alleküm teẕekkerûn.
Diyanet İşleri Meali İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.
فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ ۖ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Okunuşu fefirrû ile-llâh. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.
Diyanet İşleri Meali De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَـٰهًا آخَرَ ۖ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Okunuşu velâ tec`alû me`a-llâhi ilâhen âḫar. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.
Diyanet İşleri Meali "Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
كَذَٰلِكَ مَا أَتَى الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
Okunuşu keẕâlike mâ ete-lleẕîne min ḳablihim mir rasûlin illâ ḳâlû sâḥirun ev mecnûn.
Diyanet İşleri Meali Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi.
أَتَوَاصَوْا بِهِ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
Okunuşu etevâṣav bih. bel hüm ḳavmün ṭâgûn.
Diyanet İşleri Meali Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir.
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَا أَنتَ بِمَلُومٍ
Okunuşu fetevelle `anhüm femâ ente bimelûm.
Diyanet İşleri Meali Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.
وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَىٰ تَنفَعُ الْمُؤْمِنِينَ
Okunuşu veẕekkir feinne-ẕẕikrâ tenfe`u-lmü'minîn.
Diyanet İşleri Meali Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Okunuşu vemâ ḫalaḳtü-lcinne vel'inse illâ liya`büdûn.
Diyanet İşleri Meali Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.
مَا أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ
Okunuşu mâ ürîdü minhüm mir rizḳiv vemâ ürîdü ey yuṭ`imûn.
Diyanet İşleri Meali Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.
إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ
Okunuşu inne-llâhe hüve-rrazzâḳu ẕü-lḳuvveti-lmetîn.
Diyanet İşleri Meali Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.
فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
Okunuşu feinne lilleẕîne żalemû ẕenûbem miŝle ẕenûbi aṣḥâbihim felâ yesta`cilûn.
Diyanet İşleri Meali Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.
فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا مِن يَوْمِهِمُ الَّذِي يُوعَدُونَ
Okunuşu feveylül lilleẕîne keferû miy yevmihimü-lleẕî yû`adûn.
Diyanet İşleri Meali Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere!